Türkiye
Giriş Tarihi : 28-06-2015 12:26   Güncelleme : 28-06-2015 12:26

SOYKIRIM ADI: DOĞU TÜRKİSTAN

SOYKIRIM ADI: DOĞU TÜRKİSTAN

Doğu Türkistan'daki katliamı, vahşeti, baskıyı, zulmü Doğu Türkistan'da Kuran-ı Kerim CD'si dağıttığı için idama mahkum olan ve kaçıp Türkiye'ye ve Yalova'ya gelen adıyla Kutluk Derviş, ayrıntıları ile Haberci Gazetesi'ne anlattı. Gerçek katliama ses çıkartmayanların mutlaka okuması gereken röportajda yüreklerin burkulmaması imkansız.

SOYKIRIM ADI: DOĞU TÜRKİSTAN

”Çinliler, Uygur Türklerini terörist olarak görüyor. Zulüm başladığından beri ne kadar insanın öldüğü belli değil. 2009 senesine kadar yaptıkları çoğu şey gizliydi. 2009 senesinden sonra neredeyse her gün 25-30 insanımız öldürülüyor. Geçenlerde 43 Uygur Türkü’nü şehit ettiler. Sebebi; bir kişinin sakal bırakmış olması!!”

..”Kendi kendime Kuran-ı Kerim’i öğrendim. Kendim öğrendiğim için tecvidim pek düzgün değildi. Sonra bir fırsat oldu, Çin’e gittim. Çin’de Kuran-ı Kerim’in kıraat CD’sini buldum. Bu CD’yi tecvidimi düzeltmek için aldım. Çok hoşuma gittiği için fazla aldım ve arkadaşlarıma dağıttım. Bu nedenden dolayı Çinli polisler beni yakaladı ve idam cezası verdi!!”

..”Mesela Doğu Türkistan’da ‘Doğum Kuralı’ var. Bu kurala göre 2 tane çocuktan fazla çocuk yapamazsın. Buna da şükür ama kuralın aslı şöyledir: Doğu Türkistan’da doğmak yasak!!”

..”HAYTAP, Çin’de yapılan Köpek Eti Festivali’ni Yalova’da protesto etmiş. O hayvanlar kadar değerimiz yok mu? Ben köpekleri öldürsünler demiyorum. Onlara da sahip çıkın, ama bizi de unutmayın!”

..”Geçen sene Ramazanda 4 köyü haritadan sildiler. Sadece bir gün içerisinde 5 bin kişiyi öldürdüler. Bunu sorgulayan yok. Yazan yok. Haklarımızı arayan yok. En azından köpek olsaydık hayvan severler Çinlilere hesap sorardı!!”

”Zulüm bizi eğitti. Zulüm bizi mücahit yaptı. Çinliler, gözlerimizi, kulaklarımızı ve ağzımızı kapattılar. Şimdi ise burunlarımızı kapatıp nefes almamızı önlemek istiyorlar.”

..”Doğu Türkistan’da Türkiye’nin hep kötü yönlerini anlatıyorlar. İyi yönlerini anlatmıyorlar. Malezya’da da bana Türkiye’ye hiç gitmemem gerektiği; Türkiye’nin Avrupalılaşmış bir ülke olduğu söylendi. İmanımın biteceğini söylediler.”

..”Malezyalı siyasetçi dostum, ‘Yüzde 25’imiz Çinli. İlişkilerimiz çok iyi. Eğer Çinliler seni geri isterlerse vermek zorundayız’ dedi. Ne yapmam gerektiğini sordum. Bana; ‘Sen Türk asıllısın, şimdiye kadar size hainlik yapmayan ülke Türkiye. Türkiye’ye git’ dedi.”

..”Üye olmayan camiye giremez Doğu Türkistan’da. Pasaportun olması gerekir. Bu pasaportu da sadece karakoldan alabilirsin. Akrabalarımızdan hiç kimsenin hapse girmemiş olması gerekir. Akrabalarını atsan atılmaz, satsan satılmaz. Hapse girmeyen hiç kimse yok ki. Bu nedenden dolayı camiye çok az kişi girebiliyor.”

..”Çin’de işçilik ucuz diye bir kavram var. Asıl işçiliğin ucuz olduğu yer Doğu Türkistan’dır. Artık kölelik kavramı oluştu orada.”
…………………………………………………………………
Çinlilerin Doğu Türkistan’da bulunan Uygur Türklerine işkenceler yaparak öldürdüğünü belirten ve oradaki zulme dayanamayıp Yalova’ya gelen Kutluk Derviş, “HAYTAP, Çin’de yapılan Köpek Eti Festivali’ni Yalova’da protesto etmiş. O hayvanlar kadar değerimiz yok mu? Lütfen Çinlilerin köpek eti yemesine dur demeyin; afiyetle yesinler. Yeter ki, benim çocuklarımı yemesinler!!” diye konuştu. Çinlilerin köpekleri yerken sadece bir kere işkence yaptığını fakat Doğu Türkistanlı birine sürekli işkenceler uyguladığını belirten Derviş, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Çinliler köpekleri yerken sadece bir kere işkence yapıyor. Ama bize ömür boyu işkence yapılıyor. Bu işkenceler doğmadan önce başlıyor, öldükten sonra da evlatlarımızla devam ediyor. Çinliler köpekleri yemek için öldürüyorlar ama bizleri soyumuzu bitirmek için öldürüyorlar. Köpekler, kendi dillerinde konuşabiliyorlar, rahatlıkla anlaşabiliyorlar. Ama Uygur Türkleri zorunlu Çince öğrenmek zorunda. Üstelik 20 bin kelimesi olan bir dil. Ramazan ayında öğle yemeği yemek bize zorunludur. Sizin yaptığınız gibi, Çin’de toplu köpek öldürseler dünya ayağa kalkar. Ama geçen sene Ramazanda 4 köyü haritadan sildiler. Sadece bir gün içerisinde 5 bin kişiyi öldürdüler. Bunu sorgulayan yok. Yazan yok. Haklarımızı arayan yok. En azından köpek olsaydık, hayvan severler Çinlilere hesap sorardı. Lütfen bize köpeklere değer verdiğiniz kadar değer verin. Ben köpekleri öldürsünler demiyorum.

Onlara da sahip çıkın. Ama bizi de unutmayın!”

‘Çevreme Kur’an-ı Kerim’in CD’lerini dağıttım, bana idam cezası verdiler!’
Hayat hikayesini olduğu gibi HABERCİ’ye anlatan Derviş, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “Doğu Türkistanlıyım. Üniversitede öğretmenlik yapıyordum. Doğu Türkistan’da büyük bir şirketim vardı. Haftada bir kere bir televizyon kanalında teknoloji programı yapardım. 1990 yılında Doğu Türkistan’da ilk olarak bilgisayar kurslarını biz başlatmıştık. Orada 30 bin kişiye yakın öğrenci yetiştirdim. Çinliler Doğu Türkistan’daki yüksek tahsil yapmış kişileri hiç sevmezler. Ben Müslüman olarak dünyaya geldim. Kırk yaşındayım. Oradayken Kur’an-ı Kerim’i düzgün okumayı bilmiyordum. Kendi kendime Kur’an-ı Kerim’i öğrendim. Kendim öğrendiğim için tecvidim pek düzgün değildi. Sonra bir fırsat oldu Çin’e gittim. Çin’de Kur’an’ı Kerim’in kıraat CD’sini buldum. Bu CD’yi tecvidimi düzeltmek için aldım. Çok hoşuma gittiği için fazla aldım ve arkadaşlarıma dağıttım. Bu nedenden dolayı Çinli polisler beni yakaladı ve idam cezası verdi. Akrabalarımın, eşimin-dostumun rüşvetleri sayesinde cezam 18 seneye indi. Akrabalarım tüm varlığı ortaya koymuşlar. Hal böyle olunca ben 1 senede dışarıya çıktım. Hapisten çıkınca peşimi bırakmadılar. Sürekli rüşvet vermek gerekti. Kaçmak zorunda kaldım. Öyle kolaylıkla da kaçamazsın Doğu Türkistan’dan. Sınırdan geçmek için tam 4 sene uğraştım. 4 sene boyunca Doğu Türkistan ve Çin’in farklı bölgelerinde yaşadım. 4 sene sonunda Malezya’ya gidebildim. Malezya’dan sonra en sonunda İstanbul’a gelebildim. Şimdi ise Yalova’da yaşıyorum.”

‘Çocuklarım beni kötü biliyor!’

Kendisini ailesi ile tehdit ettiklerini ifade eden Derviş, “Benim hanım da Doğu Türkistan’da üniversitede öğretim üyesiydi. Çinliler beni yakaladıktan sonra hanım ve çocuklarımla beraber karakola götürdüler. Eşimin önünde bana, ‘Sen suç işledin ya, senin yedi sülalen baş kaldıramayacak’ dediler. Beni ailemle tehdit ettiler” şeklinde konuştu. Bu tehditten dolayı eşinin çok korktuğunu belirten Derviş, sözlerini şu şekilde sürdürdü: “3 gün tutuklu kaldım. Bana telefonumun 24 saat açık kalmasını söylediler. Ne zaman çağırırlarsa 2 saat içerisinde karakolda olmam gerektiğini söylediler. Her gün karakola gidip imza attım. Böylelikle dışarı çıktım. Dışarı çıkınca eşim bana çocuklarımız işkence görmesin diye boşanmamız gerektiğini söyledi. Ben de kabul ettim. Çocuklarımızın soyadlarını değiştirdik. Eşim görev yaptığı üniversiteden istifa etti. Doğu Türkistan’ın kuzey bölgesine gitti ve orada bir ilkokulda öğretmenlik yaptı. Maalesef ben Türkiye’ye geldikten sonra vefat etmiş. 3 tane çocuğum vardı. 9 sene önce tabiî ki çocuklarım ufaktı. Şimdi büyümüşler. Hanım vefat ettikten sonra çocuklarıma dayıları bakıyorlar. 9 senedir çocuklarım ile konuşamıyorum. Eğer konuşursam çocuklarıma işkence edecekler. Daha doğrusu benim çocuklarım olduğunu bilmiyorlar. Akrabalarımın hepsine söyledim. Çocuklarımın yurtdışına çıkma nedenimi bilmemelerini istedim. Bilmiyorlar da. Çünkü kafalarına takılacak ve Çinliler ile sürekli münakaşa içerisinde olacaklar. Çocuklarım benim kendilerini bırakıp gittiğimi zannediyorlar. Çocuklarım beni kötü biliyor.

‘Malezya’daki Müslümanlar bizi çok sevdi!’

Ceza aldıktan sonra oradan oraya savrulduğunu, kalacak bir yer bulamadığını belirten Derviş, açıklamasına şöyle devam etti: “Sınırdan geçmek için polisler beni 8 saat alıkoydu. Her detayı incelediler. Telefonumu aldılar, rehberimdeki herkesin numarasını aldılar. Bu kişiler ile ne ilişkim olduğunu sordular. Ayakkabımın tabanını bile çıkarıp baktılar. Ben ümidimi kesmiştim. Dışarıya çıkamayacağımı zannettim. En sonunda beni bıraktılar. Hong Kong’a geldim. Doğu Türkistanlı olduğum için bir otele giremedim. Hong Kong’un bir şehrinde mescide gittim. Ramazan ayıydı. O mescitte iftar yaptım. Gece orada da kalmadım. Çünkü Çinliler oraya da gelebilirlerdi. Şehrin arka tarafında bir bahçe vardı. O gece orada konakladım. Ertesi gün havalimanına geldim. Ama hep içimde bir korku vardı. Beni her an tekrar alabilirlerdi. Hong Kong’dan Malezya’ya gittim. Malezya’da kalabileceğim bir cami buldum ama o camiye gidecek param yoktu. Bir minibüs şoförüne cebimdeki tüm parayı göstererek o camiye götürmesini söyledim. Beni o camiye götürdüler; para da almadılar. Malezya’da yaşamaya karar verdim. Türkiye’ye gelmeyi hiç düşünmedim. Doğu Türkistan’da Türkiye’nin hep kötü yönlerini anlatıyorlar. İyi yönlerini anlatmıyorlar. Malezya’da bana Türkiye’ye hiç gitmemem gerektiğini; Türkiye’nin Avrupalaşmış bir ülke olduğunu söylediler. İmanımın biteceğini söylediler. Bu yüzden Türkiye’ye hiç gitmemem gerektiğini düşündüm; Malezya’da bir medresede Kur’an-ı Kerim-i tam anlamıyla öğrenmeye karar verdim. Medresede 1 ay kaldım. Malezya’daki Müslümanlar çok sevdi bizi. Medresenin müdürü önemli siyasetçilerin arkadaşıymış. Müdür beni o siyasetçiler ile tanıştırdı. O siyasetçiler bana iş teklifi etti; kabul ettim. Malezya’nın uluslararası İslam üniversitesinde çalışmamı istediler ve şahsıma ait bir ev vereceklerini söylediler. Çok sevindim. Birkaç gün sonra o siyasetçi beni geri çağırdı. Aynen şunları söyledi: ‘Ben sana öyle söyledim ama beni yanlış düşünme. Geçmişini öğrendim. Malezya’nın yüzde 25’i Çinli. İlişkilerimiz çok iyi. Eğer Çinliler seni geri isterlerse, biz seni geri vermek zorundayız. Çalışmak istiyorsan çalış.’ Ben bunu kabul etmedim. Ne yapmam gerektiğini sordum. Bana; ‘Sen Türk asıllısın, şimdiye kadar size hainlik yapmayan ülke Türkiye’dir. Türkiye’ye git’ dedi. O siyasetçi bana yardımcı oldu ve beni İstanbul’a gönderdi.”

‘Doğu Türkistanlıları birbirine ajan yaptılar!’

Bilinenin aksine Çinlilerin doğum kuralı olmadığını, Doğu Türkistanlıların doğum kuralının olduğunu belirten Derviş, daha sonra şunları söyledi: “İstanbul’a gelince buradaki Uygurlar ile görüşmeyi hiç düşünmedim; çünkü korkuyorum. Çinliler herkesi birbirine ajan yaptı. Mesela Doğu Türkistan’da ‘Doğum Kuralı’ var. Bu kurala göre 2 tane çocuktan fazla çocuk yapamazsın. Buna da şükür, ama bu kuralın aslı şöyledir: Doğu Türkistan’da doğmak yasak. Siz Türkiye’de çocuk doğduktan sonra gidiyorsunuz nüfus müdürlüğüne. Ama biz evlenmeden önce gitmek zorundayız. Ben çocuk alacağım ya da almayacağım. Bunu müdürlüklerde senet imzalayarak belirliyoruz. Bu senede göre; mesela yeni işe girmiş bir kişi çocuk yapamaz. En az 5 sene çalışıyor olması gerekir. Bir başka örnek; bir mahallede 100 kişi oturuyor. Bu mahallede nüfusu arttırma sayısı olduğundan dolayı, 100 çiftin sadece 5 çocuk alma imkanı oluyor. Bu 5 çiftte ancak rüşvet yolu ile çocuk alma hakkını elde ediyor. Yasa dışı hamile kalan olursa; 30 kilo eroin ile yakalanmış olmaktan ağır bir suçtur. Her sokak başında bir afiş asmışlar. Afişlerde, ‘komşunuz, akrabalarınız ve tanıdıklarınızdan hamile olan varsa ve bu hamile kişiyi ihbar etmeyen varsa hapis cezasına çarptırılacaktır’ yazısı var. Bu sayede Doğu Türkistanlıları birbirine ajan yaptılar. Kimse kimseye güvenmez orada. 5-10 polis yasa dışı hamile kalan kişiyi alıp hastaneye götürür. Operasyon ile o çocuğu alırlar.”

‘Her şeyde yasak var!’

Çinlilerin Doğu Türkistanlılara birçok yasak koyduğunu ifade eden Derviş, açıklamasını şöyle sürdürdü: “Doğu Türkistan’da Çinliler birçok kural koymuş. Din yasaklaması diye bir kural koymuşlar. Müslümanların camiden başka yerde ibadet yapması yasak. Memurların camiye gitmesi yasak. Öğrencilerin, bayanların, 18 yaş altı kişilerin, iş adamlarının camiye gitmesi yasak. Müslümanların namaz kılacağı yer camidir. Yakın zamanlarda yeni bir yasak daha koydular. Üye olmayan camiye giremez Doğu Türkistan’da. Pasaportun olması gerekir. Bu pasaportu da sadece karakoldan alabilirsin. Öte yandan bu yasakların yanı sıra gizli yasaklar da var. Akrabalarımızdan hiç kimsenin hapse girmemiş olması gerekir. Akrabalarını atsan atılmaz, satsan satılmaz. Hapse girmeyen hiç kimse yok ki. Bu nedenden dolayı camiye çok az kişi girebiliyor. Her camide bir tane kamera var. O kamera ile camiye gelen kişileri gözlemlerler.”

‘Ramazan ayında oruç tutmak yasak!’

Ramazan ayında oruç tutmanın yasak olduğunu, tutanlara ise zorla oruç bozdurulduğunu açıklayan Derviş, sözlerine şöyle devam etti: “Ramazan ayında sokaklarda gece Çinli polisler dolaşır. Sahur vakti kimin ışığını yanık görürse o eve baskın yapar. Sofrada eğer yemek görürse hapse girersin. Evdeki herkes cezalandırılır. Bu yetmezmiş gibi bir de Ramazan ayında çalışan memurlar öğle yemeklerinde yemek yemek zorundalar. Yemezsen işten atıyorlar. Eskiden sadece işyerlerinde yaparlardı bu zulmü. Şimdi artık sokaklarda yol kesip, yapmaya başladılar. Çinli polisler sokaklarda gezip herhangi bir insanı durduruyorlar. Zorla su içmesini söylüyorlar. 2 gün önce bir genci yakalamışlar. Su içmesini söylemişler. 6 tane polis o genci yere yatırmışlar. Ellerini ve ayaklarını zorla tutup ağzına zorla su dökmüşler. Şimdi böyle yapmaya başladılar.”

‘Çarşaflı bayanların hastaneye gitmesi bile yasaklandı!’

Çarşaflı bayanlara olduğundan daha çok zulüm edildiğin söyleyen Derviş, “Çarşaflı bayanların toplu taşıma araçlarını kullanması yasaklandı. Hastaneye gitmeleri bile yasak. Şimdi yeni bir yasak daha getirdiler. Çarşaflı bayanları ihbar etmeyenlere de hapis cezası verilecek. Yeni bir yasak getirdikleri zaman bu yasağa uymayanlara da ceza veriliyor. Bu sefer herkes polis ve karakol için çalışıyor. Karakol için çalışmak zorunda. Çünkü çalışmazsa suç işlemiş olacak. Tepki gösterirse suç işlemiş olacak” diye konuştu.

‘Doğu Türkistan’da tahıl cüzdanları sayesinde yemek alabilirsiniz!’

Tahıl cüzdanları sayesinde yemek alabildiklerini ifade eden Derviş, “Yurtdışına çıkmış olsak bile Çinliler bizi takip ediyor. Ajan olmamızı istiyorlar. Çinin nüfusu çok fazla. Çinli biri Doğu Türkistan’da çalışmak istediğini belirtirse ailesiyle birlikte oraya yerleşir, bir de yerleşme parası alır. Bizi kendi memleketimizde işe almıyorlar. Uygur Türkleri orada iş bulamıyor. Hayat kaynağımızı bitirmek istiyorlar. Çinliler, 1949 yılında Doğu Türkistan’a geldiler. 1952 yılında Çinlilerin ilk yaptığı şey, yer ıslahı oldu. Çinli halk sadece ülkesi için çalıştı. Doğu Türkistan’da tahıl cüzdanları sayesinde yemek alabilirsiniz. Orada kumaşın bile cüzdanı var” ifadelerini kullandı.

‘Uygur Türkleri çok hızlı gelişti!’

Çinlilerin, Uygur Türklerinin gelişmesini kıskandıklarını söyleyen Derviş, “1992 yılında ticareti serbest bıraktılar. Uygur Türkleri çok hızlı gelişti. Çinliler bu durumu kabullenemedi. Doğu Türkistan’da genelev açtılar. Eroini serbest bıraktılar. Çinliler her şeyi yasakladı orada. Uygur Türkleri her şeyin yasak olmasından dolayı sokaklarda iş yapmaya başladı. Eskiden Uygur Türkleri ile milyon dolarlık işler yapan Çin, şimdilerde ise Türklerin kebap yapamadığını söylüyor” şeklinde konuştu.

‘200 çocuğu işkence ile öldürdüler!’

2009 yılında Çinlilerin 200 tane çocuğu işkence yolu ile öldürdüğünü ifade eden Derviş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çiftçilerin yerlerini ellerinden aldılar. Çinliler az bir maaş ile çiftçileri çalıştırmak istediler. Kendi insanlarını çalıştırmak istediler. Uygurlar yine aç kaldı. 1990 yılından sonra Çinliler, Doğu Türkistan’a çok yatırım yaptı. Milyonlarca Çinli, Doğu Türkistan’a geldi. Çinlilerin aç kalmaması için yatırımlar yapıldı. Her yere binalar yaptılar. Bu binalarda çalışanlara bir tane Uygur vatandaşı almadılar. Uygur Türkleri aç kaldı. Eskiden Uygur Türkleri kebapçılık işi ile uğraşırdı; şimdi ise bir sürü insanımız hırsız oldu. Çin’de işçilik ucuz diye bir kavram var. Asıl işçiliğin ucuz olduğu yer Doğu Türkistan’dır. Artık kölelik kavramı oluştu orada. 2009 yılında çok vahim bir olay yaşandı. Doğu Türkistanlı ortaokulu bitirmiş çocukları alıp çalıştırmak için Çin’e götürmüşler. Biz bu çocuklara teknoloji öğreteceğiz diye kandırmışlar çocukları. Yaklaşık 3 bin çocuk elemanı getirmişler. Yerli elemanlar, Doğu Türkistanlı elemanların tercih edilmesini kabul edememişler. Çevredeki birçok Çinli işsiz kalmış. Suçu Uygur Türklerinde bulmuşlar. Yaklaşık 200 çocuğu işkencelerle öldürmüşler. Polise haber verilmiş fakat müdahale olmamış. Olayın üstünden 3 ay geçmesine rağmen Doğu Türkistan’daki hükümet ve medya buna sahip çıkmamış.”

‘Zulüm bizi mücahit yaptı!’

Çinlilerin hedeflerinin Doğu Türkistanlıları yok etmek olduğunu söyleyen Derviş, sözlerini şu şekilde tamamladı: “Doğu Türkistan’dan gelen herkes araştırmacı-yazar oldu. Ben orada bir şey yazamıyordum. Zulüm bizi eğitti. Zulüm bizi mücahit yaptı. Çinliler, gözlerimizi, kulaklarımızı ve ağzımızı kapattılar. Şimdi ise burunlarımızı kapatıp nefes almamızı önlemek istiyorlar. Bunların hedefleri çok açık. Bizleri yok etmek istiyorlar. İçimizi dökmek için yazar olduk. Yalova’da haftalık Köken Gazetesi’ni çıkarmaya çalışıyorum. İçimi gazete kağıtlarına döküyorum. Doğu Türkistan’ı daha iyi anlamak isteyen Köken Gazetesi’ni alabilir. Bizlere destek olabilir.”

AdminAdmin