Yunanistan
Giriş Tarihi : 02-02-2015 19:51   Güncelleme : 02-02-2015 19:51

Yunanistan ve Avrupa Birliği

Yunanistan ve Avrupa Birliği

Yunanistan’a son gidişimden beri iki yılı aşkın bir süre geçmiş olmalı. Kriz başlamıştı ve onunla ilgili birçok hikâye dolaşıma girmişti. Ben Selanik’e gitmiştim. Tuhaf, ama, orada “kriz manzarası” denecek bir şey görmedim. Lokantalar, tavernalar doluydu, vitrinler de doluydu. İnsanların davranışlarında da, sıkıntı içinde olduklarını akla getiren bir şey yoktu.

O zaman, “krizde olan galiba Yunanistan değil, Atina,” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Tabii sonuçta “Atina” demek, “Yunanistan’ın yarısı” demek. Orası sıkıntıdaysa, geri kalanı da bunu hisseder; ama orası kadar hissetmeyebilir. Bu arada, örneğin adalarda da hiç kriz havası esmediğini söylemişlerdi. Adalar genellikle turizmle yaşar. Turizmde kayda değer bir değişiklik, bir sürçme olmadığına göre, kriz havası hissedilmemesi de normal.

Bu arada, Yunanistan’ın Avrupa Birliği’ni nasıl kandırdığına dair birçok hikâye dinledik. Falan kurumun bünyesinde sözgelişi kırk beş bahçıvan kadrosu varmış, ama kurumun bahçesi yokmuş; buna benzer pek çok hikâye. Bunların bir kısmı uydurma olsa da, aralarında doğru olanları da vardı mutlaka. Bizim “Akdeniz iklimi” böyledir biraz, yadırganacak bir şey yok.

Ama, doğrusu, işin içyüzünü, ayrıntısını bilmiyorum. Tam olarak nereden başladı. Yunan sere serpeliğinin payı neydi, Batı’daki genel krizin payı neydi, ben bilmediğim gibi, konuya çok daha yakın olanlar da aralarında tartışıyor. Yunanistan’ın “Avrupa Birliği’nin şımarık çocuğu” olduğunu söyleyenler de var, gadre uğradığını söyleyenler de var.

Gadre uğramış” olsa bile –bu zaten ancak kısmî bir şey olabilir– küsecek ve kavga çıkaracak bir durum olmamalı bence. Bunu yalnız ya da öncelikle Yunanistan’ı düşünerek söylemiyorum. Avrupa Birliği “büyük birim”; onun üyesi olunca, üyelerin işleri de büyük birimin genel mantığı, değerleri, politikaları ve teamülleri içinde çözülmeli.

Tabii bunun öbür yanı da geçerli. Avrupa Birliği de üyesinin sorunlarına karşı duyarlı olmalı ve “yaramaz çocuğu cezalandırma” havasına girmemeli. Yunanistan’da kriz patladıktan sonra AB’de takınılan tavırda böyle bir hava biraz seziliyordu (“Yunanistan AB’yi sömürdü” deniyor; bu doğruysa, AB de aslında ne olduğunun farkındaydı ya da olmalıydı). Ayrıca, IMF ve ilgili öbür ekonomik kurumların önerdiği, önermekten öte empoze ettiği tedbirlerin veya politikaların pek bir işe yaramadığı, bir derde deva olmadığı görülüyor; dışarıdan gözlemci sıfatıyla bunun böyle olduğunu söyleyenler de var. “Kemer sıkma” herkesin başına gelebilir; ama kemer, belirli bir amaçla sıkılır: sorunu atlatmak, yeniden normale dönmek için. Bunlar olmayınca, “kemer sıkmak” bir “ceza” haline geliyor.

Avrupa Birliği hâlâ bir “proje”. Habire bir “arıza” çıkıyor ve Birlik bir laf olarak kalıyor. Avrupa var ama birliği bir türlü olamıyor. Bunun önemli bir nedeni, başta yöneticiler, politikacılar, ulus-devlet alışkanlıklarını terkedememek.

Bu bakımdan Yunanistan krizi Avrupa Birliği’ni oluşturan herkes için bir sınama haline getirilmeli. “Bir sıkıntı elbirliği ile nasıl savuşturulur?

Ama bunun için şu anda Yunanistan’ın (bir hayli öfkeli ve duygusal bir Yunanistan bu) direksiyonunu eline geçirmiş olan Tsipras’ın sorumluluk ve serinkanlılıkla davranması öncelikle gerekli. “Ben Yunanistan’ın çıkarını savunurum, gerisi beni ilgilendirmez,” gibi bir tavır sözkonusu olmamalı.

Ödenecek bedel varsa ödenmeli, hak edilmemiş bedel de ödetilmemeli. Bunun pekâlâ mümkün olduğu kanısındayım.

 

Murat Belge taraf gazetesi yazarı